7 Şubat 2016

Tesadüf olmasa gerek tam da doğum dalgalarımı hissetmeye başladığım saate (tam 7 ay önce) kağıdı kalemi elime alıp uzun zamandır niyet edip bir türlü yazamadığım “doğum hikayemi” yazmaya başlamam. 6 Temmuzda gelen nişanım doğumumun yaklaştığını müjdelese de yine de belirsiz bekleyişimiz sürüyordu. Doğa 39+4 günlük olmuştu ve tabi ki heyecan doruktaydı.  7 Temmuz günü arkadaşım Özden ve 2,5 aylık kızı İpek, Kuzguncuğa ziyaretime geldi. Bir kafede oturup tatlı krizimizi bastırmaya çalışırken bir yandan da ayak üstü sohbet etmeye çalıştık. Tatlılıklarının hormonlarımı tavan yaptırdığından habersiz eve döndüm. Tuna işten geldi. Bir şeyler atıştırdıktan sonra film izlemeye karar verdik. Fakat seçtiğimiz hiçbir film beni ekran karşısında oturtmadı. Birşeyler hissediyordum ama fiziksel olarak beklediğim dalgalar değildi. Sonunda film izlemekten vazgeçip duşa girmeye karar verdim. Duştan çıktığımda artık hissedilir hale gelen dalgaları Tuna’yla paylaştım. Doğa gelmeye karar vermişti. Yaşasındı ☺

Ama önce dakika tutmalıydı. Tuna hemen gelen dalgaların saatini yazmaya başladı. 15 dakika da birle başladı ve saat 22:30 du. Hızla geçen bir saatin ardından dalgalar 5 dakika da bire düştü. Haliyle mesajlarında yatıp dinlenmemi sabah da hastaneye gelmemi söyleyen doktorum bir anda hastaneye gitmemizi,  doğumun bu gece başlayabileceğini söyledi. Ben ve kocamsa bir anda yoğunlaşan dalgaları öğrendiğimiz tüm teknikleri uygulayarak karşılamaya çalışıyorduk. Hemen hastaneye gitme fikrine hiç sıcak bakmadım. Öyle ya daha dalgalarla yüzmeye yeni başlamıştım. Ya hastaneye gittiğimde dalgalarım durulur, ve Doğa gelmeyi ertelerse?.. Zannettiğimin aksine yatarak karşılayamadım. Sevdiğim pozlarsa adeta bedeniyle yeni çalışmaya başlayan biri gibi zorluyordu beni. Kararı bedenime bıraktım. Derin tam nefesler alıp ses yardımıyla boşaltıyor, bir taraftan aktif bir şekilde volta atıyordum.  Bedenim, bol hareket ve nefesi seçmişti dalgalarla dansında. Kontrolü ve gevşemeyi aynı anda deneyimlemeye çalışan ben, hızla açılan rahmimden habersiz güvenimi yitirmeye başladım. Bu kadar kısa sürede son fazda olmayı aklımın uzundan geçirmediğim için, zihnimin yapamazsınlarına kulaklarımı tıkayamadım tam da bu anda ihtiyacım olan destek canım sevgilimden geldi. Tüm çalkantımı akışa bırakmamı sağlıyor, sakinliği ve şefkatiyle teslimiyet duyguma alan açıyordu . Yola çıkmaya karar verdik. Hastane evimize çok yakındı. Her dalgada Tuna arabayı sağa çekiyor, inip nefeslerle, voltalarla yürüyor, bitince tekrar arabaya atlayıp devam ediyorduk. 3 mola da hastaneye vardık. Kapıda sevgili Doulam Begüm’le karşılaştık. Aynı anda hastaneye gelmiştik. Göz göze geldik. Sıcacık gülümsedi. Hastane kapısından direk doğumhaneye geçtik. Belirtmeliyim; doğal doğum yapmak istediğimiz için öncesinde hastanedeki tüm prosedürleri halletmiştik. Yani kapıdaki kimse bizi bilgi almak için durdurmadı, ya da tekerlekli sandalyede doğumhaneye çıkmadım. Doğumhanede ebe kontrol etti ve tam açıklıkta olduğumu söyleyip hemen doktora haber verdi. Bu sırada doğumhane hızla hazırlandı. Işıklar kapatıldı, oda ılık bir hale getirildi ve sesler kısıldı. Eşim ve ben ameliyat önlüğü giymeyi reddettik. Doktorum gelene kadar koridorda yürümeye ve nefeslere devam ettim.  Önceden hazırladığımız mumlar, seçtiğim müzikler, atıştırmalıklarım çantada duradursun, zihnimin oyunlarına inat bedenimle dans etmeye devam ettim. Doktorum geldiğinde kontrol için yattım ve o an suyum da geldi. Doğum başlamıştı. Bu arada saat 3 civarı olmalıydı. Yatağa yarım uzandım birkaç nefes ve birkaç ıkınma… Saat 3:50 de Doğa muhteşem sıcaklığıyla, derin ve minicik gözleriyle kucağımdaydı. Atım durduktan sonra kordonu kesildi ve birkaç dakika içinde plasenta da doğdu.  Doğa kucağımda birkaç damla sütünü içerken, Doğa’nın doğum sırasında açtığı minik sıyrıkla ilgilendi. 10-15 dakika birbirimizin sıcaklığında sarılıp babasının yanında temizlenmeye gitti. Öğleden sonra hastaneden bebeğimle birlikte yürüyerek çıkarken, plasentamızı da Doğa’nın ağacına gömmek üzere yanımıza aldık.

Böylesine şefkatli ve keşkesiz bir şekilde bebeğime kavuşmamda kuşkusuz emeği geçen çok güzel insanlar var. En başta her saniye yanı başımda beni destekleyen, bana sonsuz sevgi ve güven veren biricik dostum, yol arkadaşım, sevgilim Tuna’ma, canım annem ve kardeşime. Hamileliğimin başından itibaren her kontrolümde beni cesaretlendiren şefkatli ve güzel yürekli doktorum Mine Kaymakçı. Doğuma hazırlık eğitmenim, Doulam ve sevgili arkadaşım bu süreçte çok şey paylaştığım 10 parmağında 20 marifet Begüm Kodalak Bilik. Ve  Önce sıcacık dostluğunu kazandığım, Sonra hypnobirthing gibi müthiş bir teknikle beni ve eşimi tanıştıran, blessingway imin mimarı (Bu ayrı bir yazı konusu ☺ ), canım arkadaşım,  Annezen gibi bir yerin kurucusu Ayca Yılmaz. Sağladığı gevşeme teknikleriyle bedenimi doğuma muhteşem bir şekilde hazırlayan HypnoBirthing® aynı zamanda hamileliğimi de keyifli bir maceraya dönüştürdü. Görselleme ve nefes çalışmaları uzun vadede hala hayatımın bir parçası. Ve tabi hamileliğimin başından itibaren düzenli olarak yaptığım yogama, harika ekibimle 8. Ayıma kadar yaptığım tiyatroma, hayatıma kattığı farkındalıklarla dönüşümüme ve doğumuma etkileri için güzel kalpli nefes koçum Beşire Bulut’a, son izlediğim animasyona (Doğum imgelemi ) song of the seas’e.

Doğa’ma

Sevgilerimle